Fatih Yazıyor.

28/2/2007

EVCİLİK OYUNU

Zamanın birinde uzak diyarlara iki ufak çocuk yaşarmış. İkisi de hüzünlü ikisi de çekingen ikisi de dünyadan korkarlarmış..

 

Ama dünyaya karşı kuyruğu dik tutma konusunda ikisinin de üstüne yokmuş..

 

Bir gün olmuş evcilik oynamaya başlamışlar.

Biri baba olmuş biri anne.

 

Evcilik oynamışlar.

 

Sonra oğlan gitmiş.

Oyun bitmiş

 

Küçük kız mahzun kalmış..

 

Oğlanı seviyor diye değil

 

Oyunu yarım kaldı diye…

 

Oynamayı seviyormuş küçük kız

 

Oyundan anne olmayı.

 

Oyundan hanım olmayı

 

Sorumluluk almadan

 

Oyunda kocaman kadın olmayı..

 

***

işte küçük kızlar bunun için seviyorlar oyun oynamayı

ve bir kadın ne kadar büyüse de

o küçük kız içinde yaşamaya devam ediyor..

 

Fatibey

28.02.2007    16:55

26/2/2007

BİLİNÇALTI AŞK KIVRANIŞLARI

Siz hiç aşk için kıvrandınız mı bilinçaltınızda ? evet böyle bir şey vardır aslında bilinç altımızda aşk için kıvranmak. Seneler geçmiş yorulmuş, kavgalarla ihanetlerle yüreğimiz bunalmıştır. Bilinçaltımız aşk için kıvranmaktadır. Biz bilmeyiz biz hissetmeyiz aşk için kıvrandığımızı birilerine aşık olmak için hakem düdüğünü bekleyen yüzücüler  gibi olduğumuzu. İşte böyle duygular içinde yaşayıp dururken bir gün bir sulak yer görürüz içinde yüzebileceğimiz. Aslında hayallerimizin havuzumudur değimlidir bilmeyiz. O bizim istediğimiz her şey mi anlamayız. O da anlamaz zaten. Zaman birbirine yakınlaştırır insanları. Hoşlanmaya başlar insanlar birbirinden. İşte ne olursa o ara olur :))

 

            Hoşlanma varken bilinçaltı aşk kıvranışımız ortaya çıkar. Hoşlanma aşka, ilgi tutkuya dönüşür ama hep bilinç altı kıvranışlardan. Gerçek değildir aşk gerçek değildir tutku. Gerçek olan hoşlanma gerçek olan ilgi gerçek lan beğenme ve belki de sevmedir ama aşk değil. Ancak bilinç altı aşk kıvranışı ile kontrolden çıkar insan oğlu, olmayan bir aşkın tohumlarını yeşertmeye başlar kafasında, bir gün onu öldürmek isterken bir gün çocukları ile bir seyahatte beraber düşünür kendini. Aşk bayrağını almış. Hakem düdüğünü çalmış, yüzücü havuza atmıştır kendini çırpınırcasına bütün enerjisi ile yüzmektedir. Boş bir havuzda sanki olimpiyat yarışındaymışçasına, kulaçlar kulaçları kovalar, nefesler nefesleri, kafa suyun içime gömülü var gücünle yüzersin sadece, yanında yörende başka yüzücüler görmesen de bu çok hızlı yüzdüğünden ve onları geride bıraktığını sanmandandır.

 

            Sonra ilk 50 metre biter taklanı atıp geri dönersin, kafan hala suyun içinde, kulaçlar hala var güçle, ama yavaşlarsın önce nede olsa öndesindir. Sonra dönerken de diğer yarışmacıları göremedikçe şaşırmaya ve yavaş yavaşa bir yarışta olmadığını anlarsın, sandığın gibi aşkta değilsindir yani.. sonra ikinci elli metreyi bitirdiğinde yani başladığın yere geri döndüğünde bir takla daha atma ihtiyacı hissetmezsin. Depar taşına tutunur, ciğerlerin nefes nefese boş havuza bakarsın. Dinlenme ve dinlenirken kavrama anı başlamıştır artık. Gereksiz çırpınışlarla havuzu ne de çok dalgalandırmışsındır. Havuz kendi kendine dinginleşmeye senin nefes alışlarında düzelmeye başlar. Hala havuzun içindesindir. Hala yüzmeyi seviyorsundur, hala havuzu seviyorsundur. Ama bu büyük yarış değil onu fark etmişindir. Aşk arayışıdır bu. Sevda titreyişi.

 

Sonra çıkarsın havuzdan, yavaşça kurulanmaya başlarsın. Sen yavaşça kurulanıyor havuzun suyu yavaş yavaş durgunlaşıyordur. Şaşarsın kendine nasıl bir yarış sandım, nasıl bu kadar abartım, havuzu neden bu kadar dalgalandırdım.

 

Anlarsın ki bilinçaltı aşk kıvranışıdır bu. Bilinçaltı yarış hevesi. Boş yere heyecan yapmışındır. Ama havuzda yüzmüş olmak güzeldir gene, bilinçaltı kıvranışlarını yakın bir zamanda suyu yüzüne çıkacak şekilde tekrar derinlere gömer saçını kururlar ve dönersin hayatına.

 

Çevren senin haline bakıp yarışı kaybettiğini düşünürler. Çünkü yarışı kazananın madalyası olur anlatır. Oysa sen sessizsindir ne de madalyan vardır. Sen olmayan yarışın içine kendi kendini sokmuş sonra yarısında yavaşlamış ve şimdi kurulanmışsındır. Kimse bilmez gerçekte bir yarış gerçekte bir aşk olmadığını. Yüzmeyi seviyorum yüzmeden hoşlanıyorum. O havuzun içinde serinlemeyi seviyorum desende inanmazlar sana..

 

Sen yarışı kaybetmişsindir. Boş ver dersin içten içe,, bilinçaltı aşk kıvranışını onlarda yaşayacak. Onlarda havuzu gereksiz yere dalgalandıracak. Ve onlarda çıkıp kurulandıklarında seni anlayacaklardır. Sadece zamana ihtiyaçları vardır. Sende zaman tanırsın onlara…

 

Fatibey 26.02.2007 13:47

20/2/2007

Sen hiç kızıl denizlerin kızını öptün mü?

Sen hiç kızıl denizlerin kızını öptün mü? Sen hiç masum bir çocuk ağlarken sırtını ona döndün mü? Sen hiç kendini aşşaalık sen hiç kendini bencil hissettin mi?  Sen bir güzel kollarında dans ederken, kollarında onu döndürürken, dünyayı döndüren tanrı senmişsin gibi hissettin mi? Sen hiç ortalarda perişan kaldın mı?  Sen hiç yemez içmez, susuz kaldın mı?

 

Sen var ya sen, Sen hiç ağladın mı?

Benim gibi gizli, benim gibi açık açık, benim gibi sessiz, benim gibi çığlıklı

Sen hiç ağladın mı?

 

Sen lanetlenen kitapların üstünde kadınının kokusunu hissettin mi?

Sen benim gibi sevdin mi hiç?

Sen hiç gözlerinle  öpüştün mü? Sen kelimelerinle seviştin mi?

Sen hiç ellerinle onun göz yaşlarını sildin mi?

Sen konuşamamak nedir hiiiç bildin mi?

 

Sen kasvetli günleri, sen  karanlık geceleri bildin mi?

 

Sen dolup taşmayı yaşadın mı?

 

Sen ellerinden kayarak yerde kırıldığındaki sesi duydun mu?

 

Sana hiç gereksiz yere sırtını döndü mü birileri?

Ya da duygularını kontrol edemediğin için seni de lanetlediler mi?

 

Sen hiç Allaha yakardın mı?

 

Sen hiç

 

Sen hiç

 

Bir bombanın pimini çekip, kalbinden içeri attın mı?

 

 

Fatibey..

19/2/2007

Haksızlığın Fütursuz Haykırışı

Sakindi önce, kendini biliyor, olayları seyrediyordu, küçük kıvılcımlar veriyordu belki ama parlamıyordu. Gün oldu içinde metan gazı birikmiş bir ocak gibi patladı alevlendi. Çığlıklar kapladı her yanı, haykırışlar. Korkular….

 

Bir kenara çekildi, yatağında cenin pozisyonu alıp içine kapandı, kapandı, küçüldü, üzüldü, ağladı .. belki göz yaşı vardı belki yoktu ama ağladığı kesindi, karmakarışık duyguların içindeydi.

 

Hayatı anlamaya çalışıp, adaleti sorgulamadaydı. Acaba hayat onu daha nerelere sürükleyecekti. Kendini kandırmayı mı seçmeli, yoksa üstüne gitmeyi mi denemeliydi. Bakacağız dedi zaman bize ışık tutacak. Ama herkesin saati aynı hızda işlemiyor herkes zamana aynı saygıyı göstermiyor, herkes onun gibi sakin olamıyordu. Alelacele koşturmalar , çırpınışlar ve dalgalanmalar vardı. O sakin durmayı tercih etti yine, beklemek en güzel çözüm olmuştu her zaman. Hayat ona bunu öğretmişti.

 

Bekledi, bekliyordu aslında..

 

Gün oldu ciğerinde bir acı hisseti, beklemeyi bildiği gibi birçok şeyi görmeyi de biliyordu. Gördü , gördükleri onu yordu..beklenmeyen misafir gerekenden uzun kalacaktı bu anlaşılıyordu ve bunu bekliyordu. Beklemediği zaman içerisinde görmeyi ummadığı daha doğrusu görmeyi umduğu ama önemsemeyeceği zannettiği şeyi önemsediğini fark etti. Misafire gerekenden fazla kıymet veriliyordu ve bu aslında yalandı

 

Hakkı yeniyordu. Apaçık düpedüz, fütursuz bir yırtılışla yüzüne çarpılıyordu haksızlık. Derin bir soluk aldı. Karamsarlaştı. Ve kendi kendine 2. bir emre kadar stand bye konumuna geçmeye karar verdi. Sadece nefes alacak sadece yemek yiyecek sadece uyuyacak..telefon çalana kadar bekleyecekti..

 

Sonra ne mi oldu?

 

Hikayenin bu kısımdan sonrasını kimse bilmiyor.

 

Ya bir telefon çaldı. Bişiler konuşuldu..bişiler oldu..

Ya da telefon hiç çalmadı..

Şarjı azaldı..

Şarjı tükendi..

Ve belki de bir ölüm sessizliğine bulandı…

 

Kimse bilmiyor…..

 

Fatibey...

12/2/2007

Dümen Sizde Korkmayın Ruhunuzdaki Kokuya gidin

İnsan ruhu karanlıklarla doludur. Kendisi bile bu karanlıkta bir şeyleri göremez. Hepimizi ruhumuzun aydınlanmasını isteriz, içindekileri görmeyi isteriz, gün olur devran döner hayatın kendi komik ama esasen acıklı oyunları sayesinde bir şeyler birileri ya da gelişen olaylar ruhumuzun karanlıklarını aydınlatmaya başlar, o hep görmeyi istediğimiz karanlıkları..

 

Ama karanlıklar aydınlanmaya başladığı zaman o karanlıkta gizlenen şeyler bizi bazen çok rahatsız eder. İlk baştaki meraklı kaşif ruh zamanla pusulasını kaybetmiş günlerdir okyanus ta dolanan bir denizcinin korkusuna dönüşür. İleri gidip keşfetmek bulacaklarınla yüzleşmek çok zor gelir insana, geri dönmek güvenli karaya ulaşmak arzusu ile yanıp tutuşurken dümen kırılıverir birden. Ruh tekrar kararmaya başlar. Merakın yerini korku, keşfetme güdüsünün yerini güven ihtiyacı almıştır artık.

 

Karaya dönmek güzeldir. Güzelse de kötüyse de bu güne kadar güvenle yaşadığımız karadır o. Sükunettir, kokusuzluktur ama bu ruhun karanlıklarındaki gerçek değil, hayal dünyasındaki bir gölge yansımasıdır. O karayı güzelleştirmeye çalışır insan yeniden. Ona odaklanır daha güzel hala getirmeye çalışır. Didinir ve karanın tekrar daha güzel olduğuna inandırmaya çalışır kendini oysa ruhunda o okyanus, ruhunda o uzaktan gördüğü hayal ettiği ve ulaşamadan dümen kırdığı keşfedilmemiş toprak vardır. Ruhun karanlıklarında gömülü..

 

Unutulur zamanla ya da unutulduğu sanılır ama karanlık bir gecede çakan bir şimşeğin bütün geceyi aydınlattığı gibi  ruh dünyasında zaman zaman çakacak olan şimşekler bir anda aydınlatıverecektir o karanlığı ve tekrar saplanacaktır yüreğe o keşfedilmemiş toprağın kokusu, sonra yine karanlık çökecek yine yok olacak bir zaman sonra bir başka şimşekte yine yüreğe saplanacaktır.

 

Dünya tek, yaşam tek ve en önemlisi ölüm tek..

Geminin dümeninde siz varsınız..

Dönmeyin geri

Cesaret korkmamak değil korkunun üstüne gidebilmektir.

Ruhun karanlıklarını aydınlatın.

Ömür boyu her şimşekte keşfedilmemiş toprakların kokusu ile yaşamayın..

Dalgalara fırtınalara direnip keşfedilmemiş topraklara gidin

Hayata bir kere geldiniz..

Ölüm tek…

Dümen sizde

O toprağın kokusu sizi bekliyor

Dümen sizde

Kırmayın……..

 

 

Fatibey77



« Önceki::Sonraki »

Blogcu ile yapıldı