Fatih Yazıyor.

9/6/2008

2 hayatım ve Geleni Kabul Edenler

İki hayatım var bugünlerde.. İki farklı hayat yaşamaktayım.

Birisi sindirmeye çalışan, kabullenmiş günlük hayatım.

Diğeri isyankar, asi , kabullenemeyen rüyalarla boğuştuğum uyku hayatım.

İki ayrı kişilik savaşmakta derdi neyse, bazı insanlar geleni o kadar kolay kabulleniyorlarki insan şaşırıyor. Bir zamanlar psikoloji ile ilgili bir kitapta okumuştum. ( Yanlış hatırlıyorda olabilirim ama Doğan Cücenoğlu - Yeniden İnsan İnsana olabilir) 

 Bir anne vardı, kızı çok iyi bir planörcü idi. 14 yaşında bir uçuş sırasında planörün kontrolünü kaybetmiş, planör yere çakılmış, genç kız hayata veda etmişti. Kızın cenazesinde herkes gözyaşları içinde perişanken anne huzurlu ve dimdik görünüyordu. Kendisine durum sorulduğunda "Böyle dünya harikası bir çocukla 14 sene yaşamayı bana nasip ettiği için Tanrıya şükrediyorum." demişti.

Oysa başka anneler ağıtlar yakar, dünyadan kendini koparırdı.

Ama bu anne geleni kolay kabul edenlerdi. Geleni kolay kabul edenler ve edemeyenler var dünyada.

Tabi bunun da değişik versiyonları var. Birçok konuda özellikle maddi konularda geleni çok çabuk kabul edebilen biriyimdir. Zamanında evim yandı. Salla gitsin dedim. Çok yormadım kendimi, tabi canım sıkıldı o ayrı ama çok da perişan etmedim kendimi..

 Diğer durum ise manevi durumlar. Ölümler ve ayrılıklar, küsülen arkadaşlar, yenilen kazıklar. Bunları kabul edebilmek gerek ama ben çok zorlanıyorum.

Mantıkla yaklaşmak kolay olabilir demek kolay. Sindirebilmek, geleni yaşamaya razı olmak kolay gibi ama demekki kendini kandırıyorsun. Çünkü sindirdiğin ezmeye çalıştığın beynin isyan ediyor sana. Olmaz diyor, o kadar kolay olmaz diyor, geliyor, seviyor, küfrediyor, bazen kanlar, bazen silahlar konuşuyor, kimi zaman göz yaşları akıyor.

 

Peki neden? aslında bence çok şey vermekten kaynaklanıyor. Emek ediyorsun, fark edilsede edilmese de çok emek ediyorsun. Hani bazı iş adamları derler ya sıfırdan geldim buralara diye. ona benzer bir his. Sıfırdan getirdiğin bir işin batması, icra memurlarının gelip br anda herşeyi haczedip kaldırıp götürmesi gibi bir şey.

En zor şey insan ilişkileri. Amirini sevmeyen biri için ne zordur çalışmak. Memuru sevmeyen amir içinde çok kolay ve keyifli olduğu söylenemez bu durumun.

Kısaca iki hayatım var.. Biri sindirmeye çalışan, diğeri sürekli benimle savaşan..

Ama hadisenin başka bir yönü var. Savaşta hep iki taraf vardır.

Biri kazanır. Kim kazanırsa kazansın. Tek derdim Almanya gibi olabilmek.

2 savaşı da kaybetti ama hala dünyanın sayılı devletleri arasında.

Kaybeden de olsan Almanya olmalısın.

Ya da Bir Mustafa Kemal bulup yeni bir ülke yaratmalasın........

 

Fatih- 09.06.2008 - 10:53

3/6/2008

Geçmişinle Rüyalarda Boğuşmak..

İnsan yaşarken neler oluyorsa beyni uyurken uğraşıyor onlarla.

 

günlük hayatta kafandan uzak tutabilsen bile rüyalarda yakalıyor seni geçmişin.

Sabah kadar onunla uğraşıyorum. sabaha kadar kavga ediyorum.

 

sabaha kadar neler yaşıyorum neler..

beynim hala uğraşıyor. hemde çok uğraşıyor..

 

olsun o da çözer elbet...

çözmezse de rüyalarda uğraşmaya devam..

29/5/2008

DOĞUM GÜNÜM ve Erkek Olmak

 

 

Bundan 31 yıl önce bir Pazar sabahıydı. Saat 09:00 sularında plesantayı yırtmak suretiyle geleceğimi haber vermiştim aileme. Koşa koşa gitmişlerdi hastaneye, hayatta insanlara zorluk çıkarmamayı sevmemem o zamandan belliymiş demek ki annemi üzmeden pratik ve hızlı olarak hemencik doğuvermişim.

 

Dünya karmaşık bir yerdi galiba, kelimeler sana bakıp gülen insanlar , ilgi ve sevgi ihtiyacı, kendi kendine yemek yiyemeyen , tuvalet ihtiyacını bile gideremeyen bir birey olarak başlıyorsun çabalamaya. Önce yemek , sonra tuvalet ile başlıyor öğrenme ve hayat boyunca sürüyor.

 

Hayata hükmetme çabası, öğrenmek , gelişmek sürüyor. Ailenin dışına taşılıyor. İlk arkadaşlıklar başlıyor, mahallede ilk dayağını yiyorsun. İlk kez kanıyor bir yerlerin, ilk kez dış dünyadaki şiddetle tanışıyor, korkularını ve cesaretini beraber büyütmeye başlıyorsun.

 

Ergenlik çağlarını geliyorsun ki aman aman ne zor zamanlar. Bir kimlik bunalımı bir kavram kargaşası. Bir şeyler olmak , bir şeyler yapmak çabası. Aynada yüzünü beğenmezsin ne kadar çirkin olduğuna inanamazsın, aklın çok iyi çalışır bir şeyler yapmaya çalışırsın..

 

Aşklar başlar, yaman çelişkilerle dolu. Bir kadının dudaklarına ilk kez değdiğinde dudakların ya da çıplak bir tene ilk dokunduğun günün ertesi günü çok başkadır erkek için, öyle başkadır ki Büyük İskender bile küçücük kalır o gün yanında. Ne sünnet ne başka bir şey erkek olmak budur diye düşünürsün o zamanlar. Boyun bir günde 3 santim uzar öylesine dik yürürsün ki.

 

Sonra aşklar , ayrılıklar acılar kendini ve ilişkileri sorgulamalar başlar ve yavaş yavaş erkek olmanın başka bir şey olduğunu anlamaya başlarsın. Bütün bu karmaşaların arasında okullar, sınavlar, iş kaygıları, askerlik gibi dertlerle de boğuşur bir yandan da hobiler edinip kendini geliştirmeye devam edersin.

 

Geriye bakınca ne görüyorsun hayatında diye sorarsın kendi kendine. Bir çok dert bir çok acı ve kalbine oturmuş birkaç aşk ile çok kıymetli dostluklar görürsün. 31 yaşına gelmiş dostluğu, aşkı, aileyi, erkek olmayı öğrenmiş biri olarak bakarsın hayatına.

 

Erkek olmak başka şeydir. Ama dişinin tersi olan erkek değil. Erkek olmak sağlam olmak biraz da adam olmaktır. Sevdayı bilmek, aileyi bilmek, dostlarının kıymetini bilmektir.

 

31 yıl evvel bugündü ilk ağlayışıyım…

31 yıl evvel…

 

Şimdi biliyorum ki önümde ki 31 yıl yine ağlayacağım..

Ama bir farkla..

31 evvel sadece ağlıyordum..

 

Şimdi ise hem ağlıyor

                     Hem gülüyorum..

Şimdi Yaşıyorum…

 

Şimdi Seviyorum….

 

Fatih 29.05.2008  11:51

 

27/5/2008

Bir Sanatçı ile Sevgili Olmak..

 

Bir Yazarla, bir şairle, bir besteci ile sevgili olmak nasıl  bir duygudur acaba ?

 

Bohem hayatların karanlığında ve duygularının karmaşasında çeşitli tutkularla oradan oraya savrulan bu insanlarla sevgili olmak, onları sevmek ne kadar güzel ve ne kadar da zor acaba ?

 

" Aysel git başımdan ben sana göre değilim" diye dünyayı titreten bir adama aşık olmak nasıl bi şey?

 

kim bu Aysel ? Nerde bu Aysel? hala yüreğinde mi bu Aysel diye sormaz mı insan kendi kendine?

 

Ya da Aysel baştan gitmiş, olay bitmişse..  zamanında böyle bir titreyiş ve sarsıntı yaşatan Aysel bittiyse bende bitermiyim diye korkmaz mı insan?

 

Sevmek nasıl bir şeydir. Böyle Yüreği karanlıklarla dolu insanları?

 

Karmaşaları ile boğuşmak nasıl acaba?

 

Nasıl katlanıyorsunuz bize? Nasıl sevip nasıl vazgeçiyorsunuz?

 

Nasıl korkuyorsunuz kimbilir?

Nasıl Mutlu oluyorsunuz?

 

Çok mu çile çekiyorsunuz?

 

Özür diliyoruz.. ama ruhlarımız karanlık ve karmaşık..

 

biz hem sevmeyi

hem acı çekmeyi

SEVİYORUZ.....

 

Fatih.. 27.Mayıs.2008 - 15:36

17/5/2008

KADINA SORMAK GEREK

 

Günlerden 17 Mayıs 2008 Cumartesi, saat 21 civarı. Adana’dan gelen eniştemle ( Halamın eşi) bütün gün gezmiş daha sonra onu uçağına yolladıktan sonra ablamlara gelmişiz. Yorgunluk var bünyede biraz da ikili koltukta kestirmiş yeni uyanmışım.

                 Vitrindeki şaraba ilişiyor gözüm. Şöle bir düşünüyorum. Sonra enişteme “şarabın var mı” diye sesleniyorum hafiften durumu yoklamak için. Daha sonra “Günaha girelim mi ?” diyorum. Eniştem doğruluyor yavaşça , o sıra da seyredilen diziye reklam girmiş bende evde sigara içmeme müsaade edilen tek yer olan mutfağa yönelip oturuyorum, sigaramı yakıyorum sessizce.

                Enişte elinde şişeyle giriyor mutfağa, en alttaki çekmeceyi açıyor, kap kacak ıvır zıvır karıştırıyor ama bulamıyor tirbuşonu yiğene sesleniyor tirbuşonu bulması için. Yiğen altüst ediyor çekmeceyi bulamıyor. Enişte geliyor, bulamıyor. Başka çekmeceler karıştırılıyor. Yok ki yok….

                Ben giriyorum araya “Evin hanımına bir sorsana” diyorum. “Evin hanımı bilmez, bilse de bize söylemez” diyor enişte ablam şarap içmemizi istemediği için…

                Arıyor , arıyor, arıyor.. en sonunda evin hanımına soruyor. Ablam net koordinatlarını veriyor tirbuşonun. İki saniye içinde bulunuyor. Şarabın mantarı ile tirbuşonun halvet olma vakti gelmiş artık.

                “ Ben bu aralar erkeklerin ve kendimin yaptığı hataları sorguluyorum. Biz bu hataları yapıyoruz. Beni dinle, bazen hanıma sormak en doğrusudur. Hatta çoğu zaman hanıma sormak en doğrusudur” diyorum. Eniştem gülümsüyor ve onaylıyor. “ aah biz erkeler” diye.

                “Hanıma sormak, kadına sormak kadını dinlemek varlığını kabul etmek demek, kadına sen varsın ve bana desteksin demek, kadına sen çok değerlisin demek. Erkek akıllı olmayı, koruyup kollamayı, çekip çevirmeyi sever ama .. Kadına sormak aslında erkek olmak demek….”

                Şimdi oturup yazımı yazdım. Ve günaha girmeye gidiyorum. Üzümün arsız kızıyla randevum var da.. saygılarımla..

 

Fatih-  21:26



« Önceki::Sonraki »

Blogcu ile yapıldı